İyi seyirler

Başkanlık pazu bandımı taktım, ikinci bir emre kadar bende. Seyir defterini açıyorum.

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Yazın en ortasında en sıcak zamanında tatil fırsatı bulmuşken, ne çok zamanımız vardı ne de az. Üç gün için, daha önce görmediğimiz, pasaport veya vize istemeyen gezilebilecek bir yer bulmamız gerekiyordu ve bir anda ampul yandı! Henüz gitmesek de görmesek de bizim yavru vatanımız olan Kuzey Kıbrıs' ı yerinde incelemek istedik.

Hazırlıklı olunması gereken bazı durumlar var;
  • T.C. nüfus cüzdanınızla ülkeye giriş yapın ki pasaportla bir kez giriş yapıldıktan sonra Yunanistan sizi ülkeye almıyor (şimdilik).
  • Uçak dış hatlardan kalkıyor, havaalanına ulaşımda çok geç kalmayın.
  • Tatil köyünde veya beş yıldızlı otelde konaklamak istemeyene Ağustos ayında bile ucuza konaklanılacak şirin oda-kahvaltı oteller var. Önceden yerinizi ayırtın. Biz Riviera Bungalows  Riviera Hotel   ve White Pearl Hotel 'de kaldık.
  • Ayrıca gezip görülecek yerlere merakınız varsa araba kiralamak en mantıklısı, soldan trafiğe alışmak kolay. Havaalanına teslim araba kiralamak için Rent a car sitesine bakabilirsiniz.
Mavi Köşk manzarası
İlk gün sabah erkenden havalimanına ulaşıp, arabamızı alıp Girne' deki Riviera Hotel' e gittik. giyinip kuşandıktan sonra ilk durağımıza, Mavi Köşk' e gittik. Rum asıllı İtalyan bir avukat olan Paulo Paolides köşkü 1957 yılında yaptırmış. O zamanların en hızlı silah kaçakçısıymış. Köşkü öyle bir yere yaptırmış ki dışarıdan görmenizin imkanı yok ama manzarası oldukça büyük bir alana hakim. Köşkün içinde tablolar, yılan derisi kaplı sehpalar, bukalemun derisi kaplı içki dolabı, o yıllara göre çok lüks sayılabilecek ayrıntılar vardı. 1974 Barış Harekatı sırasında, daha önceden yaptığı, yatak odasından İngiliz mahallesine açılan bir tüneli patlatarak kaçmış.


Lala Mustafa Paşa Cami
Barış Harekatı demişken, Kıbrıs benim için Yavru Vatan diye bildiğim bir yerdi. Gördüğüm yerlerden sonra hiçbirşey bilmediğimi anladım. Kapalı Maraş (Varosha), ikinci gün gittiğimiz yer, savaştan sonra Türk silahlı kuvvetlerine ait olan ama içeride Rumların mülkleri olan, dokunulamayan, terk edilmiş bir mıntıka. İçeriye girip de fotoğraflarını çekemediğiniz, büyük bir tampon bölge. Çok lüks bir tatil beldesinden geriye hayalet şehir kalmış. Burada ilk dumurumuzu yaşadıktan sonra Gazi Mağusa' yı gezdik. Sonradan Lala Mustafa Paşa Cami olan çok güzel bir katedrali var. Hemen yakınında da Namık Kemal' in sürgün edildiği zindana bakabilirsiniz.

İkinci dumurumuzu Barbarlık müzesinde yaşadık. Kocaman bir müze değil, 1963 yılında Rumların Türkleri adadan atma arzusuyla yaptığı baskının yaşandığı bir evi, yaşananların tüm çıplaklığıyla ziyarete açmışlar. Rumların İngilizleri ve Türkleri adadan atma isteği, kargaşaya yol açmış, tarafların anlaşmazlığı Barış Harekatıyla son buldurulmuş ancak hala büyük bir sorunun varlığını adada hissediyorsunuz. Kuzey Kıbrıs' a konulan ambargolar, devlet olarak tanınmamak adalı Türkler' i biraz bezdirmiş. Tek şansları kolayca İngiltere'de okuyabilmeleri.
Barbarlık Müzesi

Gezdiğimiz güzel yerlerden birisi de Zafer Burnu yoluydu. Adanın Kuzeydoğusundaki en uç noktaya giderken bize Ornette , Lana Del Rey , Princess Chelsea eşlik edenlerden bazılarıydı. Dipkarpaz yolunu takip ederek gidebilirsiniz, hatta yol üstünde Golden Beach var, upuzun kumsal, dönüşte tam dinlenmelik!

Salamis Harabeleri
Birinci gün Mavi Köşk, Girne Kalesi' ni gezdikten sonra ikinci gün Gazi Mağusa' da Barbarlık müzesini, Kapalı Maraş'ı, Salamis Harabeleri'ni, Zafer Burnu' nu gördük ve üçüncü gün kendimize dinlenme vakti ayırdık. Kapalı Maraş' ta çok güzel bir plaj bulmuştuk, Palm Beach Hotel' in hemen yanında, kendimizi Bahamalar' da hayal ederek vakit geçirdik.


Akşam yemeklerini Niazi's Restaurant' larında ve Eziç Restaurant' larında yiyebilirsiniz. Bu arada kumarın ne kadar anlamsız bir eğlence anlayışı olduğunu farkettik. Hızlı vi bilgi dolu geçen üç günün sonunda aydınlanmış ve biraz da dinlenmiş olarak ana vatana döndük :)




24 Şubat 2011 Perşembe

Gün Olur Alır Başımı Giderim

Şu ada senin, bu ada benim, yelkovan kuşlarının peşi sıra....

Orhan Veli şiiriyle başladığım güne tabi devamında birkaç kaçamak mekanı araştırmayla devam ettim. Kaçamak derken işten kaçamaktan bahsediyorum :)

Dünya çapında Cittaslow (Slow City) yani yavaş şehir diye bir oluşum var. Yavaş şehir olmanın bazı koşulları var tabi. Öncelikle yavaşlık ve sessizlik!!! Şehrin nüfusu 50.000' i geçmeyecek. Zanaat kenti olmak zorunda ve kendisini ön plana çıkaracak bir özelliği olmalı. Toprağın işgalini değil, gelişimini arttırması için işlevsel bir yönetim anlayışına sahip olmalı. En sevdiğim kriter ise; günü nefes nefese geçirmek değil, aldığı her nefeste doğayı, çevreyi hissederek geçirmek!!!

Büyük şehirlerdeki fast food kültürüne kaşı meydana çıkan slow food akımıyla başlamış olan slow city hareketi tüm dünyaya yayılmış durumda.

Türkiye' de iki şehir var bu sertifikayı almış olan; Seferihisar (sol üstte) ve Akyaka  (sağ altta). Bu arada bodrum, Marmaris gibi turizm patlamasının da önüne geçmek zorunda. Gürültülü barlar inşaa edilmezse o iş kolay. Aramızda kalsın!!! :)

1 Şubat 2011 Salı

Uğurlu Penisler

Bhutan' dır orası. Bu kadar bağımsız bir ülke yoktur dünya üzerinde. Ülkeye kısıtlı sayıda turist girebilir, girerken yaklaşık olarak 150 dolar ödersiniz. Hatta yanınıza valiz götürmeyin, çünkü jean, parfum, alkol, Luis Vouitton gibi popüler, moda, marka olan hiçbir şeyi ülkeye sokmuyorlar. Oraya özgü yerel kıyafetlerinizi gümrükte kuşanıp öyle içeriye girebilirsiniz... Hinduizm ve Budizm' in verdiği huzur, televizyonsuz hayatın getirdiği sadelikle yaşıyorlar, dışarıdan bırak Mc Donald's' ı hiçbir etken Bhutanlıların aklını karıştıramıyor. En azından 1960 yılına kadar böyleydi. Ülkeye sadece karayolundan ulaşabiliyordunuz. Artık havayolu şirketleri bile var. Turizm acentalarıyla iş birliği halindeler. Hatta Nasuh Mahruki bile show olsun diye gitti orada evlendi. Yine de kültürlerinin bozulmaması konusunda kararlılar.
İşte bu yüzden mutlular. Mutluluğun uğuruna inanıyorlar bir de penisin uğuruna :) aşağıda verdiğim link de bununla alakalı.

Uğurlu Penisler. - Dipnot.Tv

31 Ocak 2011 Pazartesi

Küçükken açılan gözler

28 Kasım 11:40' ta Güneş Yay burcundayken, Ay Kova burcundayken dünyaya gelmişim, bu arada Kova'ya doğru yükselmişim.
Aile terbiyesi almış biri olarak daha minicikken çadırda, şezlongda, obada bungalowda fotoğraflarım vardı. Tabi ağaç yaşken eğilirmiş. Oldum olası gezdiğim yerlerde en fazla pansiyonda kalmışımdır, akşam yemeği dahil konaklama lüksüne daha erişemedim.
Biraz daha büyüdükten sonra Atlas, National Geographic, Discovery Channel ne varsa, hangisi olursa sponsor bulup dünya turuna çıkmayı kafaya koymuştum. Ama hayat şartları daha o yaşlarda zorlamaya başladı. Olayı abartmadan kuzu kuzu üniversiteye gidildi, sonra güzelce bir iş sahibi olundu ve para kazanmanın verdiği tatlı duygulara saplanıldı.
Hayatımın ev-iş-ev arası olmaması için elinden ne gelirse yapanlardanım. Araya müzik, film, zengin kahvaltı, alkol ve gezmeler sıkıştırırım. Hatta bunların çeşitli kombinasyonlarına bayılırım; müzik-doğa- gezme, alkol-müzik, zengin kahvaltı-film...  
Hiç günlüğüm olmamıştı şimdiye kadar. Birazcık da tembel bir insan olduğum için günlükle uğraşamazdım üzgünüm :) ama gelsin klavyeler, gitsin internetler, al kucağa bilgisayarı, oh ne ala elektronik günlük!

Hani kalabalığa açılan kapıdan girerken duyulan heyecan vardır ya bu ilk yazımı yazarken aynı duyguları hissettim. Sevgili günlük, tanıştığımıza memnun oldum. Bana kısaca Gezi Kolu Başkanı dersin.